Fatiha Suresi 1. Ayet
1. Rahman ve rahim olan Allah Teâlânın adıyla (Okumaya başlarım».
1. Bu âyet-i kerime, Besmele-i Şerife adınıalan, kâinatın yaratıcısı Yüce Allah'ın üç mukaddes ismini içeren, herokunacak ve yapılacak mühim ve meşru bir şeye teberrüken kendisiylebaşlanılması muvaffakiyete vesîle olan bir âyettir. İşte FatihaSûresini okuyacak bir kimse bu besmele-i şerifeyi okuyunca: (Rahman verahim olan Allah Teâlâ'nın mübarek adıyla) bu sûreyi okumaya başladım,demiş ve bu mukaddes isimler ile bereket isteğinde bulunmuş, bununlaCenab'ı Haktan yardım dilemiş olur. Ne mukaddes, ne mübarek bir ayetikerime!
Kehf Suresi 23. Ayet
23. Ve bir şey hakkında: Ben bunu elbette ki, yarın yapacağım deme.
23. Bu mübarek âyetler, her işte başarısağlamanın ve herhangi bir şeyden haberdar olmanın ancak Cenab-ıHak'kın dilemesiyle olacağını bildirmektedir. Ashab-ı kehf inmağaradaki uyuma müddeti de ancak her şeyi hakkiyle bilen, kullarıhakkında bağımsız koruyucu olup ortaktan uzak olan Hak Teâlâ'nınbildirdiği şekilde olduğunu beyan buyurmaktadır. Şöyle ki: (Ve)Resulüm!. Yapmak veya haber vermek istediğin herhangi (birşey hakkındaben bunu elbette ki, yarın) yani: gelecekte (yapacağım deme) öyle kesinbir şekilde söz verme. Çünkü yarın ne olacağı meçhuldür. İhtimâl ki,insan ölür veya bir mania karşısında kalır da o sözünü yerine getirmeğemuvaffak olamaz. Takdiri ilâhînin nasıl tecelli edeceği, ortayaçıkmadan önce bilinemez. Bu emir Resûl-i Ekrem vasıtasiyle bütünümmetine yöneliktir.
§ Rivayete göre Yahudilerin teşvikiyle Mekke ahalisi, Peygamberefendimizden ruha, ashab-ı kehfe ve Zülkarneyn'e dair malûmatistemişler. Pesûl-i Ekrem de "onlara dair size yarın haber veririm"diye buyurmuş. İnşAllah dememiş, bunun üzerine on beş gün veya kırk günilâhî vahiy gecikmeye uğramıştı.
Kaf Suresi 16. Ayet
16. Ve and olsun ki, biz insanı yarattık ve ona nefsinin ne vesvese verdiğini de biliriz ve biz ona şah damarından daha yakınız.
16. Bu mübarek âyetler de haşr ve neşrin vuk'u bulacağına dâir diğerbir çeşit delil bulunuyor. Yüce Yaratıcının kullarına manevî yakınlıkitibariyle ne kadar yakin olduğunu edebî bir üslupla beyân buyuruyor,bütün insanların herhalde öleceklerini ve yeniden sür'a üfrülmeklehayata ereceklerini ve her şahsın bütün yaptıklarını, söylediklerinimeleklerin tesbit ettiklerini ihtar ediyor. Ve nihayet inkarcılarınvesâirenin gafletleri giderilerek gerçek durumdan pek kat'î şekildehaberdar olacaklarına şöylece işaret buyurulmaktadır. (ve and olsunki,) Kesin bir durumdur ki: (biz insanı yarattık) Öyle bir yaratılışhârikasını yoktan var ettik (ve ona nefsinin ve vesvese verdiğini debiliriz.) onun hayır ve şer adına neler düşündüğüne de ve onunbaşkalarınca bilinmeyen gizlice hâllerini de biz hakkıyla bilmekteyiz(ve biz ona) o insana (şâh damarından daha yakınız) yâni; İnsanlardanhangi birinin varlığına, bütün hâl ve fiillerine, bütün maziye, hâle veistikbâle âid mâruz kaldığı ve kalacağı hayatî durumlarına ilm vemüşahede itibariyle onun pek mühim ve kendisine pek yakın olan şâhdamarlarından daha yakın bulunuyoruz. Çünkü damarlarda et parçalariylekaplanmış sahibinden bir derece uzakça bulunmuştur, onun duygularına,kuruntularına vakıf değildir. Allah Teâlâ ise kullarını kendisiyaratmıştır, onların bütün fiillerini ve sözlerini o kullarından dahafazla bilmektedir, hiçbir kulun bir hareketi, bir düşüncesi Allah'ınilmi dışında kalamaz.
Bilinmektedir ki: Allah Teâlâ, mahlûkatına benzemekten, mahlûkat gibibir mekâna muhtaç olmaktan, mahlûkat gibi cismen, maddeten bir yereyakin veya bir yerden uzak bulunmadan ve herhangi bir mahlûkununbedenine girmekten hâşâ münezzehtir. O Yüce Yaratıcı, bütün bu kâinatıyoktan var etmiş, bu kâinattan evvel yine mekâna ve zamana muhtaçbulunmaksızın var bulunmuştur. Binaenaleyh o Yüce Yaratıcınınyakınlığından maksat, onların bütün varlıklarını, bütün amel vefiillerini kendilerinden daha fazla bilip onların varlıklarını takdirve icâd buyurmuş olduğunu edebî bir üslûpla tasvir ve ifâdedenibarettir.
Evet.. O kerem sahibi mabudumuz, bizlere yaratıcılığı, lûtf ve ihsanıve bütün davranışlarımıza olan ezelî ilmi itibariyle bizden dahayakındır. Ne yazık ki: Biz bu hakikati gerektiği şekilde takdiredemiyoruz. O Yüce Yaratıcımızın manevî yakınlığına lâyık olabilmekiçin üzerimize düşen kulluk vazifelerini hakkıyla yerine getirmeyeçalışamıyoruz.
Evet.. Dost, hakiki sevgili, bana benden daha yakındır. Bu ise pekenteresandır ki: Ben ondan uzak bulunmaktayım. O Kerem Sahibi Mabudumuzcümlemizi gafletten uyandırsın, âmin...
Enam Suresi 32. Ayet
32. Ve dünya hayatı bir oyundan, bir eğlenceden-oyalanmadan-başka bir şey değil. Ve elbette âhiret yurdu takvasahipleri için hayırlıdır. -Buna- akıl erdiremez misiniz?
32. Ey dünya hayatından başka hayat olmadığını iddia eden gafiller!.Asıl hayat, âhiret hayatıdır. (Ve dünya hayatı) ise o âhiret hayatınakıyasla (bir oyundan) insanı fâideli şeylerden meşgul eden biroyuncaktan ve (bir lehüvden = oyalamadan) insanı ciddiyetten ayırıpşakaya, latîf eye düşüren ehemmiyetsiz bir şeyden (başka bir şey değil)dir. Âhiret hayatı ise böyle midir?. Elbette değildir (ve elbetteâhiret yurdu) daimî bir hayatın yeri olan bir sonsuzluk alanı, dünyadaiken (takva sahibi olanlar) küfr ve günahtan kaçınmış olanlar (içinhayırlıdır.) çünki o âhiret yurdu, o takva sahipleri için cennetlerden,ebedî nimetlerden ibarettir. (-Buna- akıl erdiremez misiniz?.) Eyinkarcılar!. Siz de küfr ve isyandan kaçınınız ki, gelecekte öylenimetlere kavuşabilesiniz. Gerçekten de dünya hayatı da kötüyekullanılmadığı takdirde bir nimettir. Zira insan, bu hayattan istifâdeederek üzerine düşen kulluk vazifelerini yerine getirirse bu sayedeâhiret hayatını temin etmiş, öyle dünya nimetleri gibi geçici olmayanebedi, eşsiz nimetlere aday olmuş olur. Fakat dünya hayâtını kötüyekullananlar için bu fani hayat, bir uyku ve hayal gibi feçip gider,sahibinin ebedi âlemde zarar ve ziyana uğramasına sebep olmuş olur.Dünyaya prestiş eyleyenler. Nadim olacaklar en nihayet Bir fâldebahşeder mi heyhat!. Vaktinde edilmeyen nedamet.
Nisa Suresi 31. Ayet
31. Eğer size yasaklanan şeylerin büyüklerinden kaçınırsanız siz-denkabahatlerinizi kefâretlendiririz ve sizleri bir değerli mahallegirdiririz.
31. (Eğer) Ey müminler!. Siz (size yasaklanan şeylerin) kebâir denilen(büyüklerinden kaçınır) Allah Teâlâ'dan korkar, onun yasaklamasındandolayı o günahları işlemezseniz Allah Teâlâ (sizden) meydana gelipsağair adıyla anılan küçük (kabahatlerinizi kefâretlendirir)yapacağınız ibadetler günahlarınızın kefaretine vesile olur, bu sayedeaf edilirsiniz, günahlarınız örtülür, (ve sizleri bir değerli mahalle)yani cennete (girdirir) sizleri orada lütf ve keremine nail buyurur.Artık harekâtınızı ona göre tanzim ediniz...
§ Kebâir denilen günahlardan maksat, yapanlar hakkında Allah'ın kitabıile veya peygamberin sünneti ile şiddetli tehdit bulunan yasakşeylerdir. Bunların haram oldukları böyle birer kesin delil ile sabitbulunmuştur. Meselâ: Haksız yere adam öldürme, başkasının hukukunatecâvüz, iffetli bir hatuna zina isnadı, yalan yere şahitlik, yalanyere yemin ile başkasının hakkına müdahale, yetimlerin mallarını haksızyere yemek, içki içmek, zina, oğlancılık, kumar, faiz, cihattan kaçmak,namaz, oruç gibi farizeleri terk, rüşvet almak kebairden (büyükgünahlardan) bulunmuşlardır. Binaenaleyh bunlardan son derece sakınmakgerekir. Sağair denilen günahları da kasden yapmayıp onlardan dakaçınmalıdır ki, onlara devam da insanı büyük günahlara sokmuşolabilir. Bütün hallerde Cenab'ı Hak'kın korumasına iltica ederiz.

